Toplam Ziyaretçi Sayısı: 11720   >>  Sitedeki Online Kişi sayısı: 3

                          

Osmaniye Tarihçe

OSMANİYE’NİN  KURULUŞU

            Bilindiği gibi Padişah Abdulaziz, devletin çöküşünü önlemek amacıyla bir dizi reform yapmıştır. Bu reformlar arasında Gavur Dağları, Kurt dağları, Kozan Dağları ve Kahramanmaraş’a kadar olan bölgedeki Türkmen isyanlarının bastırılması, Zeytun Ermenileri terörünün önlenmesi ile göçebe yaşayan aşiretlerin yerleştirilmesine ilişkin çalışmalar, hem ülkenin,  hem de, bölgenin kaderini değiştirmiştir.

            Bölgedeki isyan ve terör sorununun çözümlenmesi için askeri yönden Derviş Paşa, siyasi yönden Ahmet Cevdet Paşanın yönetimindeki “Fırka-i İslahiye” adında bir reform ordusu kurulmuştur. Fırka-i İslahiye’nin yöredeki askeri harekatı ve reform çalışmaları Mayıs 1865 (Muharrem 1282) de başlamış, üç yıl gibi çok kısa bir süre sonunda, şubat 1867 (Zilkade 1284) de tamamlanmıştır.

            Bu hareket esnasında, Yarpuz’da ki Türk’düzü çatışmalarından başka ciddi çatışma çıkmamış, ağaların ve beylerin hemen hepsi, kendi istekleriyle devlet güçlerine teslim olmuşlardır. Fırka-i İslahiye’de, her aşireti kendi kışlaklarına veya istedikleri yerlere iskan etmiştir. Buna rağmen dönemin ünlü halk ozanı Dadaloğlu’nun, Osmanlı’ya ve Fırka-i İslahiye’ye tepkilerini anlamak mümkün değildir.

            Osmaniye’yi fırka-i İslahiye kurmuştur. Osmaniye’nin kuruluş sebeplerinden birincisi, burada, Hacı Osmanlı Köyü adında çok eski bir köyün olması, ikincisi, bu köyün, yörenin en saygın köyü olması, üçüncüsü ve belki de en önemli sebep burasının merkezi konumudur. Adına da zorunlu iskan nedeniyle halkın incinmiş olan gururunun okşanması için, buradaki köyün adı verilmiştir. Bir başka yoruma göre ise, Osmanlı Devletine duyulan saygıdan dolayı “Osmaniye” denmiştir. Osmaniye; “Osmanlılara ait” anlamına geldiği gibi “Osmanlının eli, Osmanlının yurdu” anlamlarını da çağrıştırmaktadır.

            Osmaniye, 20 Ağustos 1865 (26 Rebiülevvel 1282) de, Fırka-i İslahiye, Hacı Osmanlı Köyüne geldiği gün fiilen kurulmuştur. Ardından  kaza (Kaymakamlık) yapılmıştır. Aynı yıl, Hacı Osmanlı Köyü halkı, şimdiki Hacı Osmanlı Mahallesini, Alibekiroğulları, Bostancıdamı denilen şimdiki Alibekirli Mahallesini, Tecirli’lerden Cırnazlı aşireti de, Rızaiye Mahallesini oluşturdular. Daha sonra Kafkas’lardan gelen göçmenler de, “Dağıstan” denilen, şimdiki Alibeyli Mahallesini kurmuşlardır.

            Tecirli, Çenetoğlu ve bugünkü Ceyhan ilçesinin sınırları içinde kalan Cerit Nahiyelerini Osmaniye Kaymakamlığına, Osmaniye Payas (Üzeyir) Sancağına, Payas Sancağı da, Halep Valiliğine bağlanmıştır. Ancak 1867’de Payas, Kozan ve Adana Sancakları, Halep Valiliğinden alınmış, yeni kurulan Adana Valiliğine bağlanmıştır. Bu tarihte Osmaniye’nin nüfusu, nahiyeleriyle beraber 1388 hane, yaklaşık 1388x5=6.940 kişidir.

            1872 yılında Osmaniye’nin Kaymakamı, Alibeyli Mahallesine de adı verilen Ali Efendidir. Bu tarihte ilçede; 1 Hükümet Konağı, 1 Cami, 3 Mescit, 1 Medrese ve 45 Dükkan ile 405 hane (yaklaşık 405 x5 =2. 025 nüfus) bulunmaktadır.

 

CEBELİBEREKET  SANCAĞI  VE  VİLAYETİNİN  KURULMASI

 

Cebelibereket, şimdi Amanos dağları denen Gavur dağlarının ve burada kurulan sancağın adıdır. Osmanlıca bir deyim olup, “Bereket Dağı” anlamına gelmektedir. Tanzimat Fermanı’nın, Müslüman, gayrimüslim yasaklaması nedeniyle Müslüman olmayanlar için söylenen “Gavur” deyimi de yasaklanmıştır. Bu yüzden “Gavur Dağları” yerine bu dağların orman ürünlerinin yanı sıra zengin florasından dolayı, 1865’de Fırka-i İslahiye’nin komutanları bu adı vermişlerdir.

            Fırka-i İslahiye’nin iskan çalışmalarını tamamlayıp İstanbul’a dönmesinden 10 yıl sonra 1877 yılında Kozan’da, Kozanoğullarından Ömer adlı bir kişinin yeniden dağlara çekilip derebeylik yapma girişiminde bulunması, yöneticileri kaygılandırmıştı. Hatta bu olay üzerine Kozanoğlu aşiretinin yaktığı ağıtta şöyle denilmişti:

 

 

“Çıktım Kozan’nın dağına

 Remil attım dost bağına

 Ne durursun Kozanoğlu

   Kaç kurtul Gavurdağına”

 

            Cebelibereket Sancağının kurulmasının bu olayla bağlantısını kuranlar vardı. Cebelibereket Sancağı II. Abdulhamit’in padişahlığı zamanında, Ziya Paşa Adana Valisi iken, Gavur dağlarının yönetiminin ve denetiminin daha iyi yapılabilmesi ve Ziya Paşa’nın dediği gibi, buradaki halkın “hukukundan emin” olması için, Payas Sancağı Yarpuz’a taşınarak kurulmuştur. Adına “Cebelibereket Sancağı” denmiştir.

            Cebelibereket Sancağının kuruluş tarihi, dönemin Adana Valisi ünlü şairimiz Ziya Paşa’nın,bir zaman, Yarpuz Orman İşletme binası olarak kullanılan Hükümet Konağı için yazdığı altı mısra halindeki şu kitabe belirtilmiştir:

 

“Hüda devletle han Abdulhamit’i payidar etsün

Ki ahdinde memaliki feyz ü irfana karin oldu

         Payas’tan Yarpuz’a cay-i hükümet naki idüp şimdi

                                            Bu etrafın ahalisi hukukundan emin o

                                            Vilayette Ziya Vali iken yazdı bu tarihi

  Yapıldı buraya Bab-ül Hükümet dil-nişin oldu”

 

            “Yapıldı buraya Bab-ül Hükümet dil-nişin oldu” mısrasındaki harflerin sayı değerlerinin, ebcet hesabıyla toplanmasından H.1296/M.1878 tarihi elde edilir. Yani, Payas Sancağı Yarpuz’a 1878 de taşınmış ve Cebelibereket Sancağı kurulmuştur.

            Cebelibereket Sancağı; Kozan, Mersin ve İçel Sancakları ile birlikte Adana Vilayetine bağlanmıştır.

            1881 yılında, Cebelibereket’in Mutasarrıfı Yusuf Paşa, Osmaniye’nin Kaymakamı, Rızaiye Mahallesine de adı verilen Rıza Bey’dir.

            Bundan 111 yıl önce, Rıza Bey’in Cebelibereket Mutasarrıfı, Şemsettin Efendinin, Osmaniye Kaymakamı olarak görev yaptığı 1891 yılında Osmaniye şöyle tanıtılmaktadır:

            “Osmaniye kazası Merkez-i Liva’dan 6 saat süren ba’d garbide vaki Rızaiye makarr-ı kaza olup kıyı köyleri Cerit, Tacirli, Çenetoğlu Nahiyelerini havidir. Rızaiye kasabasının önünde kıble canibinden Karasu cereyan idüp, 7 değirmen ve 2 pirinç dingi idare eder harklara münkasim olarak pirinç ve susam vs. yetiştirir.

            Bu kaza dahilinde, Hamıs Suyu, Mercin namlarıyla büyükçe çaylar olup, Ceyhan Nehri’ne mansıb olurlar.

            Merkez-i Kazanın havası yazın kesb-i vehamet iderek, ahali iki buçuk ve dört saatlik mesafelerdeki yaylaklara çıkarlar.

            Ormanlık ve eşcar-ı müsirresi ve mahsülat-ı arzıyyesi derece-i vüstada olup, aşaire mahsus kilim, çul ve kıl inas nesh ve imal iderler.

            Mezkur Cerid Nahiyesinin kilimleri aşairin, eskiden beri meşhur olan kilimlerinin en güzel nefisidir.

            Ahali-i kazanın bir kısmı rençberlik ve ziraat ettikleri gibi, kısm-ı diğeri de sığır, koyun ve keçi yetiştirirler.

            1 Cami, 5 Han, 3 Fırın, 30 Dükkan, 2 Mektep, 7 Değirmen, 2 Dink vücuttur.

            Nüfus; İslam: 7.764, Hıristiyan: 100”.

            Cebelibereket Sancağı, 1908 yılında Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte, Yarpuz’dan önce Erzin’e, sonra da Osmaniye’ye taşınmıştır. Osmaniye’de Merkez Ortaokulunun yerindeki hanın, ilk sancak binası olduğu söylenir.

            1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, sancakların vilayete dönüştürülmesi  nedeniyle “Cebelibereket Vilayeti” adını almıştır. Mehmet Eminler’in evinin de Vilayet Konağı olarak kullanıldığı söylenir. Ama asıl Vilayet Konağı, 1930’da yaptırılan bir süre de Kaymakamlık olarak kullanıldıktan sonra, 1991 yılında yıktırılıp yerine Özel İdare işhanı dikilen binadır.

            Cebelibereket Vilayetinin Merkezi Osmaniye’dedir. Bahçe, İslahiye, Hassa, Payas ve Ceyhan da kazaları olmuştur.

            1908’den itibaren 15 yıl sancak, 10 yıl da vilayet merkezi olan Osmaniye, 1 Haziran 1933’de sebebi hala anlaşılamayan bir tasarrufla ilçe haline dönüştürülmüş ve Adana’ya bağlanmıştır.

            Osmaniye, 1865 iskanından sonra coğrafi konumundan kaynaklanan avantajları nedeni ile hızla gelişmiştir. 1927 yılında Osmaniye’de 35 konak, 200’ü kiremit örtülü olmak üzere, 400 huğ tipi konut olduğu söylenmektedir. 1927 yılında nahiye ve köyleri ile birlikte Osmaniye’nin nüfusu 18.282 iken, 1940 yılında 24.778’e, 1945 yılında 29.054’e, 1950 yılında 34.661’e ulaşmıştır.

            1950’lerde ülke çapında başlayan sanayileşme/şehirleşme sürecinde merkezi konumu, ulaşım kolaylığı ve ılıman iklimi nedenleriyle, Osmaniye, özellikle doğu kökenli tarım işçilerinin göç cenneti olmuştur. İskenderun Demir ve Çelik Fabrikasının açılması ile birlikte Osmaniye’ye göç hızla artmıştır.

Tarih boyunca yukarı Çukurova’nın adeta devamı olan Gavur Dağları ve bu dağların koyaklarındaki yemyeşil yaylaları da, bölgenin en canlı turizm köşelerindendir. Osmaniye ve çevresindeki yerleşim birimlerinden her yaz sadece iki ay gibi kısa bir süre için, bu yaylalara 50.000’den fazla nüfus çıkmaktadır. Yalnız Zorkun ve yakın civarındaki yaylalarda 2002’ yılında TEDAŞ’a kayıtlı abone sayısı 3.358 ulaşmıştır.

            Çukurova’da yayla turizmi yönünden Tekir, Bürücek ve Namrun yaylalarının alternatifi olan Zorkun, Mitisin-Dervişpınarı, Olukbaşı, Fenk, Ürün, Maksutoğlu ve Bağdaş yaylaları alt yapılarının yetersiz olması nedeniyle kışın tamamen terk edilmektedir.

            Sonuç Olarak; Ceyhan Nehrinin doğu yakasında bulunan yukarı Çukurova, antik dönemlerde Karatepe, Kastabala ve Toprakkale, Osmanlı döneminde ise, Kınık Şehri ile ünlenmiştir.  

            18. yy.dan itibaren başlayan bunalım döneminden sonra, bölgenin merkezinde, Kınık harabeleri üzerinde Osmaniye kazası kurulmuştur. Bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlarının çözümlenmesi, Gavur Dağlarının asayişinin sağlanması için 1878’de kurulan Cebelibereket Sancağı , 30 yıl Yarpuz’da, 15 yıl da Osmaniye’de görev yapmıştır. Osmaniye, 10 yıl da, Cebelibereket Vilayetinin merkezi olmuştur.

            1 Haziran 1933 yılında Adana’ya bağlı bir ilçe olan Osmaniye, 28.10.1996 gün ve 22801 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 24.10.1996 gün ve 4200 sayılı kanun ile yeniden il olmuştur. 

Kaynak: Zorkun.Net